İçeriğe geç
Giresun Şehir

Küçük sorular, renkli burç hikâyeleri

İlişkiler

İlk Arkadaşlıklar ve Paylaşmayı Öğrenmenin Uzun Yolu

Paylaşmak sanıldığından karmaşık bir beceridir ve zorlanarak öğrenilmez. Sırayı zamana bağlamak, bazı eşyaları korumak ve kavgada sözcülük yapmak daha kalıcı sonuç verir.

Emre Yalın 3 dk okuma

Parkta iki çocuğun aynı kürekte buluşması, ebeveynler için tanıdık bir sahnedir. Biri uzanır, diğeri sıkı sıkı tutar, saniyeler içinde ağlama sesi yükselir. Yetişkinlerin refleksi genellikle aynıdır: "Paylaş, arkadaşına ver." Oysa bu cümle, çoğu zaman istenen sonucu vermez ve iki çocuğu da tatminsiz bırakır.

Paylaşmak, sanıldığından çok daha karmaşık bir beceridir. Çocuğun önce sahip olma duygusunu kurması, sonra karşısındakinin de bir isteği olduğunu kavraması, en sonunda kendi arzusunu bir süreliğine ertelemesi gerekir. Bu üç aşama yıllara yayılır. Küçük bir çocuğun paylaşmaması bencillik değil, henüz o basamağa gelmemiş olmasıdır.

İlk arkadaşlıklar yan yana başlar

İki yaş civarındaki çocuklar birlikte değil, yan yana oynar. Aynı halının üzerinde, birbirlerinden habersiz gibi görünen bu oyun aslında sosyalleşmenin ilk halidir. Çocuklar birbirini izler, taklit eder, arada bakışır. Ortak bir kurgu kurmaları için henüz erkendir ve bu tamamen normaldir.

Üç yaşından sonra oyun yavaş yavaş ortaklaşır. Roller dağıtılır, kurallar konur, kavgalar da tam bu noktada çeşitlenir. Çünkü artık paylaşılan sadece oyuncak değil, kurgunun kendisidir. Kimin ne olacağı, oyunun nasıl ilerleyeceği pazarlık konusu haline gelir ve çocuk müzakere etmeyi burada öğrenir.

Zorlanan paylaşım kalıcı olmaz

Bir çocuğun elinden oyuncağı alıp diğerine vermek, kısa vadede kavgayı bitirir ama uzun vadede yanlış bir şey öğretir. Çocuk, sahip olduğu şeyin her an elinden alınabileceğini öğrenir ve bir dahaki sefere daha sıkı tutar. Güvensizlik, cömertliğin en büyük engelidir.

Daha işe yarar bir yol, sırayı zamana bağlamaktır. "O şu an kullanıyor, işi bitince senin sıran gelecek" cümlesi bekleyen çocuğa somut bir güvence verir. Bekleyiş zor olsa da öngörülebilirdir. Kendi sırası korunan çocuk, zamanla sırasını devretmeyi de kolaylaştırır.

Her şeyi paylaşmak zorunda değil

Çocuğun bazı eşyalarını paylaşmama hakkı olması, paylaşma becerisini zayıflatmaz; tam tersine güçlendirir. Misafir gelmeden önce çocuğa çok değer verdiği birkaç oyuncağı kaldırma imkânı vermek küçük ama etkili bir yöntemdir. Geri kalanı paylaşmak artık bir tehdit gibi hissedilmez.

Bu yaklaşım aynı zamanda sınır kurmayı öğretir. Her istenen şeyi vermek zorunda olmadığını bilen çocuk, ileride akran baskısı karşısında da daha rahat "hayır" diyebilir. Cömertlik, mecburiyetten değil güvenlikten doğduğunda kalıcı olur.

Anlaşmazlıkta yetişkinin rolü

Ebeveynin ilk işi hakemlik değil, sözcülük olmalıdır. Kavga anında iki tarafın da ne istediğini yüksek sesle dile getirmek, çocuklara birbirlerinin niyetini gösterir: "Sen kuleyi bitirmek istiyorsun, o da kırmızı bloğu almak istiyor." Bu basit çeviri, çoğu zaman çözümü çocukların kendisine bırakır.

Vurma, ısırma gibi fiziksel davranışlar söz konusu olduğunda ise araya girmek gerekir. Burada sınır nettir ve tartışmaya açık değildir. Yine de sert bir azarlama yerine, davranışı durdurup duyguyu adlandırmak daha öğreticidir: "Kızdığını anlıyorum ama vurmak yok."

Çözüm hemen gelmeyebilir ve gelmemesi de sorun değildir. Çocukların küçük anlaşmazlıkları kendi başlarına atlatması, sosyal becerinin asıl antrenmanıdır. Yetişkin her seferinde araya girerse çocuk müzakere etmeyi değil, şikâyet etmeyi öğrenir.

Arkadaşlık kurmayı kolaylaştıran ev

Evde sırayla konuşulan, birinin sözü kesilmeden dinlenen bir düzen, çocuğun dışarıdaki ilişkilerine doğrudan yansır. Sofrada herkesin sırasının geldiği, oyun akşamlarında kaybetmenin de doğal karşılandığı bir aile, arkadaşlık becerisinin ilk laboratuvarıdır.

Çocuğun arkadaş seçimine fazla karışmamak da bu dönemde önemlidir. Yetişkinler bazen kendi ölçütleriyle "uygun" arkadaşlar belirlemeye çalışır. Oysa çocuk kendi ilgi alanına ve mizacına yakın kişileri bulmakta çoğu zaman iyidir. Yönlendirme gerektiğinde bile bunu ortam sunarak yapmak, doğrudan yasaklamaktan daha etkilidir.

Bazı çocukların yeni gruplara katılması diğerlerinden yavaş olur ve bu bir eksiklik değildir. Kenardan izleyerek başlayan çocuk, ortamı çözdüğünde kendiliğinden dahil olur. Bu süreci hızlandırmak için itmek genellikle geri teper; sabırla beklemek çocuğun kendi ritmine güven duyduğunu gösterir.

Paylaşmak öğretilen değil, örneklenen ve zamanla olgunlaşan bir davranıştır. Aceleyle zorlanan çocuk direnir, güvende hissedeni gönüllü olur. İlk arkadaşlıklar bu yüzden hem çok kavgalı hem çok öğreticidir; asıl mesele kavgayı bitirmek değil, çocuğun oradan bir şey öğrenerek çıkmasıdır.